kadin_emegi

Kadınların iş gücüne katılım oranı ve maaşları

Your ads will be inserted here by

Easy Plugin for AdSense.

Please go to the plugin admin page to
Paste your ad code OR
Suppress this ad slot.

Kadınların iş gücüne katılım oranı %31, erkeklerden %20 az maaş alıyorlar!

En fazla kadının istihdam edildiği tarım sektöründe kadınlar genellikle ücretsiz aile işçisi olarak çalıştırılıyor.

Kadınlar iş gücüne katılım oranının sadece yüzde 31,2 olduğu Türkiye’de kayıt dışı çalışmanın yanı sıra erkeklerle aynı işi yaptığı hâlde çok daha az ücret almak zorundalar. Türkiye İstatistik Kurumu’nun verilerine göre Türkiye’de profesyonel meslek mezunları kadın ve erkekler arasındaki cinsiyete dayalı ücret farkı yüzde 20. En fazla kadının istihdam edildiği tarım sektöründe ise kadınlar genellikle ücretsiz aile işçisi olarak çalıştırıldığından cinsiyete dayalı ücret farkı hesaplanamıyor.

Radikal gazetesinden Şebnem Turan‘ın haberine göre, Türkiye’de toplam kadın istihdamı 7 milyon 820 bin. Bu kadınların 2.1 milyonu tarımda çalışıyor. Tarımda çalışanların çoğu ücretsiz aile işçisi olduğundan diğer meslek gruplarındaki cinsiyet ayrımı dikkat çekici hâle geliyor. 1 milyon 23 bin kadının çalıştığı profesyonel meslek gruplarında yıllık ortalama kazanç 27 bin 861 lira. Aynı işi yapan 1 milyon 301 bin erkek ise kadınların yüzde 20 daha fazlası olan 34 bin 520 lira kazanıyor. Nitelik gerektirmeyen işlerde çalışan 1 milyon 467 bin kadın yıllık 10 bin 713 bin lira alıyor. 2 milyon 89 bin erkek meslektaşı evine 12 bin 449 lira götürüyor. Bu gruptaki ayrımcılığın oranı yüzde 14. Sanatkârlar ve ilgili işlerde çalışan 464 bin kadın yılda 13 bin lirayı zor kazanırken aynı işi yapan 3 milyon 289 bin erkeğin eline yılda 15.5 bin lira geçiyor. Ayrımcılık oranı yüzde 16,6. En fazla ayrımcılık ise yüzde 24,1 ile tesis ve makine operatörleri ile montajcılar meslek grubunda. Kadınların daha güç yapabileceği meslek grubu diye baştan ayrımcılık yaratılan grupta 269 bin kadın yılda 10.5 bin lira alıyor. Sayıları 2.1 milyonu bulan erkek meslektaşlarının yıllık kazancı ise 13.8 bin lira.

Hizmet sektöründe çalışan 1 milyon 293 bin kadın biraz daha şanslı. Bu meslek grubunda erkeklerden sadece yüzde 7,4 daha az ücret alıyorlar!

Your ads will be inserted here by

Easy Plugin for AdSense.

Please go to the plugin admin page to
Paste your ad code OR
Suppress this ad slot.

Eğitimle de değişmiyor

TÜİK verilerine göre sadece bir meslek grubu var ki kadınlar erkeklerden daha yüksek ücret alabiliyor. 184 bin kadının istihdam edildiği yöneticiler grubunda kadınlar yılda 46.2 bin lira ücret alırken 1.1 milyon erkek yöneticinin ortalama kazancı 43 bin lira. Burada erkeklere yönelik cinsiyet ayrımcılığı oranı yüzde 7,3. Ancak 7 milyon kadın istihdamında yöneticilik grubu oldukça az bir yer tutuyor.

Her eğitim grubunda kadınların cinsiyete dayalı ücret farkı yüzde 15’i aşıyor. İstihdam edilen lise veya ortaokul mezunu 3.9 milyon kadın 10 bin 470 lira alırken aynı eğitim durumuna rağmen istihdamda bulunan 10.5 milyon erkek 12.5 bin liralık yıllık kazanca imza atıyor. Bu eğitim grubunda cinsiyete dayalı ücret ayrımcılığının oranı yüzde 16,7.

Lise mezunu ve çalışan 665 bin kadın yıllık 13.9 bin lira alırken 1.9 milyon erkek 15.5 bin lirayı evine götürüp kadın meslektaşından yüzde 10 daha fazla kazanıyor. Meslek lisesi mezunu olan 551 bin kadın 15.6 bin liralık yıllık kazancıyla 2 milyon erkek meslektaşından yüzde 19,5 daha az parayı almak zorunda kalıyor. En fazla kadın istihdamının olduğu eğitim grubu yüksek okul mezunu kadınlar. 1 milyon 766 bin yüksekokul mezunu kadın, istihdam edilen 3 milyon 42 bin erkekten yüzde 16,1 daha az parayla yetinmek durumunda. Çünkü yüksekokul mezunu kadınlar yılda 28.1 bin lira kazanabilirken yüksekokul mezunu erkekler 33.5 bin lira alabiliyor.

Kaynak: T24

www.dunyalilar.org

19-04

Bağımsızlık sonrası Ukrayna’nın sınıfsal yapısındaki değişimler

Your ads will be inserted here by

Easy Plugin for AdSense.

Please go to the plugin admin page to
Paste your ad code OR
Suppress this ad slot.

19 Nisan 2016 tarihinde Ukrayna Ulusal Bilimler Akademisine (NASU) bağlı Sosyoloji Enstitüsü ve Ukrayna Sosyoloji Derneği (SAU) iş birliğiyle “Ukrayna’da toplumsal sınıflar: temel ve uygulamalı araştırmaların ana çizgileri” konulu konferans düzenlendi.

Etkinliğe konuşmacı olarak katılanlar aşağıdaki konulara odaklanan sunumlar yaptı:

– “Ukrayna toplum bilimdeki sınıfsal çözümleme: (Yeniden) kurumsallaşma çabaları” (Dr. Yelena Simonçuk)

– “Sovyet rejimi sırasındaki toplumun yapısının bozulması” (Dr. Stanislav Kulçitskiy)

– “Ukrayna ve Türkiye’de orta sınıfın karşılaştırmalı profili” (Olga Maksimenko)

– “Bugünkü Ukrayna’da işçi sınıfının durumu” (Dr.Tatyana Petruşina)

Olga Maksimenko

Ukrayna Ulusal Bilimler Akademisi Sosyoloji Enstitüsü

novruz_xoncasi

New Day, New Year, New Hopes…

Nowruz (literally “new day” in Persian) is widely celebrated in a number of Muslim countries, such as Iran, Azerbaijan, Afghanistan, Uzbekistan and other regions of Central Asia, although this holiday is not of Islamic origin. In fact, it is the festival of vernal equinox usually falling on the 20th or 21st March. According to an ancient solar calendar, the March equinox signifies the beginning of the year.

Nowruz Festival symbolises people’s worship of natural forces. It has an old and rich history dating back to ancient times. The first recorded Nowruz celebration was in 505 B.C. There are different versions of Nowruz origin, and the most common one is related to Zoroastrianism (the ancient, pre-Islamic religion of Persia and Central Asia). Many festival attributes confirm this hypothesis.

For example, it is still the custom to make ritual fires, to fire torches and candles (Zoroastrians were fire-worshippers and believed in fire as the life force), to paint eggs (as a symbol of new life), to germinate wheat and burley grains and to put them on the holiday table with various sweets. Nowruz has also absorbed some pagan traditions, chiromancy in particular. And one cannot imagine it, as any other holiday, without music, dances, people’s festive gatherings, games, competitions and fireworks.

In Azerbaijan Nowruz Festival (Novruz Bayramı) is celebrated during several days (it was previously celebrated during 13 days). And people begin to prepare for it a month before. Each of four pre-holiday weeks (to be more precise, each Tuesday*) is dedicated to one of four elements — the earth, water, fire and air (wind).

The first Tuesday is the Day of Water (Su Çərşənbəsi). It falls for the last week of February. Snow begins thawing then on the slopes, water from melted snow run to low-lying lands, hurrying to rivers. Water carries life. That day at a sunrise people used to go to river or spring, washed, sprinkled each other. Water, after a sun ray has glided over it, is considered (according to the ancient belief) renewed and sacred, and desires of a person, who has taken a bath in it, are to come true. The latter resembles the Epiphany bathing.

Next Tuesday is the Day of Fire (Od Çərşənbəsi). Fire presents the earth with warmth, melts the ice cover, which has bound it. This evening candles are lighted in houses (their quantity should be equal to the number of family members), and a fire is made in the street. The third Tuesday (Torpaq Çərşənbəsi) is dedicated to the Earth — Earth-mother, Earth-bread-winner. The nature begins to revive — first tender grass begins shooting. People soak the wheat grain for the future holiday table, saying: “Semeni, take care of me, I will grow you yearly!” (“Səməni, saxla məni, ildə göyərdərəm səni!”). Germinating wheat (semeni) is a symbol of welfare, sacred bread. The fourth and the last Tuesday is the Day of Wind, Windflow (Yel Çərşənbəsi)… A soft spring wind caresses the earth, sways bushes, wakes up trees from the winter dream, opens buds. This day was considered the most important one among all four days. Numerous ceremonies and rituals, in particular various chiromancies, were dedicated to just this day.

There was too interesting guessing by ear, when guys and girls came to their neighbours’ doors to overhear their talks, and tried to guess whether their desire will come true. Besides, it was forbidden to quarrel and swear at each other during the last Tuesday, because those who went to guess could hear these words, and it is not difficult to imagine what negative and sometimes destructive sense could they acquire. Fortunately, this custom has been remained till our days: any quarrels, arguments, and especially swears or curses are inadmissible in the days of Novruz. As to offences, one should forget and forgive them.

In the evening of the last Tuesday people also make the street fires as a symbol of purification. According to belief, everybody had to jump over fire (like Slavs at Kupala night), saying: “All my troubles to you, and your joys to me”. One cannot put out fire with water: only when fire dies out, guys and girls have to gather ashes and pour it out as far as possible. That means that confusions of people, who have jumped over fire, have gone and will never return.

The last night before Nowruz all family members sprinkle each other with water to wash out all the troubles of the old year. This holiday is celebrated at home. Light would shine all night long, since fire which has died bodes misfortune. There is a holiday tray (honcha) on the table with a plate full of sprouting wheat, candles (their quantity is equal to the number of family members) bright painted eggs (resembling the Easter painted eggs), sweets (sheker-bura, pakhlava, sheker churek).

According to tradition, there would be seven meals on the table, which names begin with “s”, for example: semelek (a meal of wheat sprouts), sebzi (parsley greenery), sudzhuk (congealed syrup with nut filling). There is also a mirror with a painted egg on it on the table. This symbolises the end of the old year and a coming new year. People greet each other, wish health and longevity, comfort and family happiness.

Nowruz is one of the most beautiful and old holidays with a lot of various rites and traditions. That is a holiday which was and will always remain a spiritual wealth of many nations.

* In Azerbaijan all holiday Tuesdays are called çərşənbə, though çərşənbə is not Tuesday but Wednesday. Tuesday is çərşənbə axşamı.

Olga Maksimenko

taras-shevchenko

“Kobzar”, büyük şairimizin isyancı ruhunun en parlak tecellisi

“. . . ayağa kalkın,
Zincirleri kırın
Ve zalim düşmanın kanıyla
Özgürlüğe varın!

(Taras Şevçenko, “Vasiyet”)

Ukrayna milletinin en şanlı evlâtlarından biri olan, Ukrayna halkının vatanperverlik ruhu, özgürlük mücadelesi, manevȋ ve siyasȋ uyanışını en parlak şekilde simgeleyen, başta “Kobzar” olmak üzere* diğer sanar eserleriyle adını tarihe yazdıran Taras Şevçenko, bugün dünyaya gelişinin 202. yılı dolayısıyla yâd ediliyor. Ukrayna edebȋ dilinin kurucusu olarak nitelendirilen Şevçenko, gerek ulusal gerekse evrensel kültüre yapmış olduğu katkılarla Yunus Emre ve Mevlânâ Celâleddîn-î Rûmî gibi dehalarla birlikte aynı sırada yer almaktadır. Yani, Türk milleti için Mevlânâ’nın Mesnevî’si neyse Ukrayna milleti için Şevçenko’nun Kobzar’ı da odur. Fakat dünyaca ünlü şair olarak tanınan Taras Şevçenko, asıl kimliğini yanından hiç ayrılmayan ilham perisinden ziyade yaşam boyu sahip olduğu isyancı ruhuna borçludur.

Çocukluk ve gençlik yıllarını toprak kölesi olarak yaşamış olan şairin iç dünyası, günümüzdeki insanların hayatta kalamayacağı kadar ağır koşullarda oluşmuş ve olgunlaşmıştır. Tabiî bu nedenle onun gibi yoksul ve bahtsızların ömür boyu çektiği acı va sıkıntıları yazıya dökmeden edemedi. Fakat asırlarca ezilen köylülerin yaşantısını tarif etmekle yetinmedi. Tüm kalbiyle sevdiği ve akıbetini merak ettiği halka kendisine yapılan her türlü şiddet, baskı, zulüm ve haksızlığa karşı çıkarak otokrasi düzenini yıkması, böylece omuzlarındaki boyundurluktan kurtulması ve özgürlük mücadelesini zafer kazanana dek sürdürmesi çağrısında bulunuyordu:

… Tanrı’nın unutmadığı
Yüce kahramanlar!
Savaşın, yeneceksiniz,
Tanrı sizin destekçiniz!
Sizinle hakikat, şan ve şeref
Ve kutsal özgürlük!

(Taras Şevçenko, “Kafkaz”. Türkçeye çeviren: Tudora Arnaut.)

Ne zulme katlanın ne de o zulümden sizi kurtaracak birilerini bekleyin. Çünkü içinde bulunduğunuz durumdan sizi kurtarabilecek birileri varsa, o da sizin kendilerinizdir. Ayaklarınızdaki prangalardan bir an önce kurtulun. Sizi ezen her şeyi mutlaka kaldırın ki, özgürce yaşamanın tadını çıkarabilesiniz.

Galiba, Ukrayna halkını kölelik uykusundan uyandırmaya çalışan Kobzar’ın asıl söylemek istediği buydu…

Ukrayna edebiyatının diğer bir klasik yazarı İvan Franko, Kobzar’ı şu sözlerle nitelendirmiştir: “O, köylü bir ailenin oğluydu ama daha sonra zihin ve ruhların hükümdarı olmayı başardı. O, köleydi ama daha sonra insanlık kültürünün devi oldu”.

Şevçenko’ya nam kazandıran “Kobzar” adlı şiir kitabı, bundan neredeyse iki yüzyıl önce yayınlanmış olmasına rağmen bugüne kadar güncelliğini yitirmemiştir.

* Kobzar: 1. Kobza adlı müzik aleti eşliğinde kendi eserlerini veya Hz. İsa’nın hayatı hakkındaki ilâhileri söyleyen Ukrayna halk sanatçısı. Kobzarların çoğu doğuştan kördü. Kobza, dört veya daha fazla çift teli olan, kısa saplı bir çalgı. Adını Türklerin ata çalgısı olduğu iddia edilen kopuzdan almıştır.

2. Ukrayna ulusal şairi Taras Şevçenko imzalı şiir kitabı. İlk kez 1840 yılında Sankt Peterburg’da yayınlanmıştır.

3. Şairin dünya edebiyatında anıldığı lâkap.

Olga Maksimenko

“İslâm’da ruhumu rahatlatan, hayatıma büyük bir değer kazandıran bir şey buldum.”

Yeni Müslüman olan Ukraynalıların İslâm dini hakkındaki düşünceleri

“İslâm’da kuralların hepsi açık, net, son derece mantıklı ve düzenlidir. Ayrıca, diğer dinlerde ve felsefelerde görebileceğimiz çelişki veya anlaşmazlıkları İslâm’da göremiyorum. İslâm’da ruhumu rahatlatan, hayatıma büyük bir değer kazandıran bir şey buldum. İslâm’da hayatımın amacını buldum. Belirlediğim amaç diğer işlerimde de yardımcı oluyor. Diyelim ki, her insanın omurgası var. Benim bedenimi tutan ve taşıyan omurga İslâm’dır. İslâm benim icin soluduğum havadır. İslâm benim hayatım, hayatımın amaçlarına doğru götüren tek bir yoldur.”

“Kur’an’ın ilk olarak insanın kalbine bir çağrı olduğunu bilmeliyiz. Allah (c.c.) Kur’an-ı Kerîm vasıtasıyla beynimize, gözlerimize, ellerimize, ayaklarımıza değil, kalplerimize hitap eder. Kur’an, kelimenin tam anlamıyla ilk önce insanın kalbine bir çağrıdır. Allah (c.c.) Kur’an-ı Kerîm’i Peygamberimiz Hz. Muhammed’in (s.a.v.) kalbine indirmiştir. Demek ki, Kur’an’ın yeri insanın kalbindedir.”

“Allah hepimizi farklı yaratmıştır. Başka başka dillerde konuşuruz, başka başka ülkelerde yaşarız. Tenimizin ve gözlerimizin rengi farklı, herkesin kendine özgü birtakım özellikleri vardır. Yine de farklılıklarımıza rağmen bizleri birleştiren bir şey var. Biz kardeşiz, biz din kardeşiyiz.”

“Bazı insanlar Kur’ân-ı Kerîm’de ve Sünnet’te yazılanlardan ziyade bunun başka kişilerce nasıl yorumlandığına önem veriyor. Oysa ki bu yorumları yapan kişiler İslâm’dan oldukça uzak olabilir. Örneğin, Müslümanlara bir konuda açıklama yapmayı deneyen Batı veya demokrasi yanlıları, ya da liberal görüşlü olanlar. Onların söylediklerine kulak asmayıp gerçeği kendi gözüyle görmek, neyin doğru olup neyin olmadığını kendi aklıyla anlamak lâzım. Tabir-i caizse, körlüğünü azaltmak herkesin elindedir. Yeter ki başkalarına karşı daha hoşgörülü, dış dünyaya daha açık olsun ve dinlemeyi bilsin.”

– İnsanların İslâm hakkında daha çok bilgi edinmeleri için ne yapmamız gerekiyor?
– İnsanların İslâm konusunda az bildiklerini sanmam. Ama bu konuda sahip oldukları bilgiler çoğunlukla yanlış ve kulaktan dolma bilgilerdir. Kime sorsan İslâm’ın ne olduğunu bilmiyor değil… Bu sorunun cevabını hemen bulacaktır. Ama “İslâm terörizm, çok sıkı tutulması gereken oruçlar, kadın haklarının sert bir şekilde kısıtlanması demektir” sözleri dışında bir şey duyamazsın… İşte şunu vurgulamak istiyorum: İslâm ile ilgili daha cok bilgi almaya gerek yok. Daha önemlisi bu bilgilerin hakikî, güvenilir ve kaliteli olmasıdır. Yani, bir şeyin fazlalığına kalitesini tercih etmek lâzım. Ama sırf İslâm konularını konuşularak bilgilerin kaliteli olacağı beklenemez. Bir insanın yakınlarına veya komşularına İslâm’ın nasıl bir din olduğunu kendi yaşantısıyla göstermesi, kendi davranışlarıyla örnek olması gerekir.


“Öyle insanlar var ki, Kur’ân-ı Kerîm’i sadece Arapça okumak ya da yazılanları anlayabilmek için çevirisini okumakla yetinmeyip Kur’ân-ı Kerîm’i yorumlamak için büyük gayret gösteriyor, yazılanları mümkün olduğunca derinden anlamaya çalışıyor.”

“Hayatımızın amacı ne? Bu dünyada neyin peşindeyiz? Tercihimiz ne olmalı; anlık menfaatler veya geçici dünyevî zevkler uğruna (güzel bir ev, şık bir araba vs.) yaşamımızı harcamak mı, yoksa ebedî olan ahiret hayatına erişmeye çalışmak mı?”

“Sanıyorum ki bu dünyada günah işlemeyen ya da günahsız insan yoktur. Herkes günah işleyebilir. Herkes yanılgıya düşebilir. Bence hayatımızın en büyük yanılgılarından bazıları, dünyaya, maddiyata fazla bağlanmak, ahiret hayatını düşünmeden sürekli çalışmak veya okumak, hatta namazı bile zamanında kılmayı unutup sürekli bir şeylerle uğraşmak, sabah namazını kaçırmak, Kur’an’ı bir kenara bırakarak bir ay boyunca bile hiç okumamaktır. Bunları anlatırken Saff Sûresi’nin bazı ayetleri aklıma geldi. Allahû Teâlâ Saff Sûresi’nde şöyle buyurmuştur: “Ey iman edenler! Sizi cehennem azabından kurtaracak bir ticaret göstereyim mi size? Allah’a ve Peygamberi’ne inanır, mallarınızla ve canlarınızla Allah yolunda cihat edersiniz. Eğer bilirseniz, bu sizin için çok hayırlıdır. Bunu yapınız ki Allah (c.c.), günahlarınızı bağışlasın, sizi içinden ırmaklar akan cennetlere ve Adn cennetlerindeki güzel meskenlere koysun. İşte en büyük kurtuluş budur”.

“İslâm’da beden ile ruh arasında uyum ve denge olduğunu görüyoruz. Her Müslümanın ruhuna, ahlâkına dikkat etmesi gerektiği gibi bedenine de bakması gerekir. ‘Ruh’ derken insanın ahlâkı, maneviyatı ve Allah’a (c.c) ibadetini kastediyorum. Yani, her insan ruhunu eğitmek için her gün çalışmalı, ibadet etmelidir. Ya ‘beden uyumu’ nedir? Peygamberimiz Hz. Muhammed’in (s.a.s) buyurduğu gibi, her insan kendi sağlığına, üstüne başına dikkat etmeli, kendi bedenini temiz ve bakımlı tutmalıdır.”

“İslâm dininde hiç kimsenin hakları kısıtlanmaz. Ne kadın hakları çiğnenir ne de erkek hakları. Sadece herkesin belli bir yeri vardır. İslâm’a göre kadın öyle yaratılmıştır ki onun hayatımızdaki rolü asla küçümsenemez. Aksine İslâm kadını yüceltir. İşte bu yüzden İslâm erkek ile kadını ayrı tutar. Ama hiç kimsenin hakkı ihlâl edilmemiştir. İslâm dininde erkeğe önemli haklar tanındığı gibi kadına da aynı şekilde bu haklar verilmiştir.”

Türkçeye çeviren: Olga Maksimenko

“Sen gelsen yeter…”

SEN GELSEN YETER (Yavuz Bülent Bâkiler)

Bir dağbaşı yalnızlığı yaşıyorum yeniden,
Dağbaşı yalnızlığı ölümden beter.
Hiç kimse aramasa sormasa beni
Sen gelsen yeter…

Huzur ellerinin güzelliğidir.
Gözlerin karşımda mutluluk denizi.
Her sabah soframızda ekmeğimizi
Sen bölsen yeter…

Yüreğim seninle yaylalar kadar serin
Ne bir çizgi hasret, ne bir nokta gam
Yayla dumanı gibi gözlerime her akşam
Sen dolsan yeter…

Bende çaresizlik sonsuz kördüğüm.
Bende sabır sende naz…
Gündüzünden vazgeçtim düşümde biraz
Bir yüz görümlüğü sen olsan yeter…

Duymasa da hiç kimse şâir gönlümün,
Sende karar kıldığını…
Ve içimin şerha şerha yarıldığını,
Sen bilsen yeter…

ПРИХОДИ ТОЛЬКО ТЫ (Явуз Бюлент Бакилер)

Как на безлюдной вершине горы, я опять одинок,
Хуже смерти – на вершине горы одиночество.
Пусть никто обо мне не спросит, никто не найдёт,
Приходи только ты – этого достаточно.

Красота твоих рук – безмятежность, покой.
Твои глаза предо мной – это море счастья.
Если каждое утро кусок хлеба на нашем столе
Ты разделишь со мной – этого достаточно.

Сердце рядом с тобой спокойно, будто равнина –
Нет ни тени тоски, нет ни капли печали.
Если каждый вечер, как лёгкий туман на равнине,
Ты заполнишь мои глаза – этого достаточно.

Безысходность мёртвым узлом затянула меня.
Я так терпелив, а ты несговорчива.
В своих снах я отказался от света, отрёкся от дня.
Попроси меня открыть тебе лицо – этого достаточно.

Даже если никто не услышит, что сердце поэта
Выбрало тебя, и о том, что оно
От тоски разрывалось на части,
Ты узнаешь одна – этого достаточно.

Если ты, услышав однажды, что меня больше нет,
Придёшь издали, испуганная, дрожащая,
Если ты, словно тонкая веточка, трепеща,
Склонишься надо мной – этого достаточно.

KOPARDIN (Nurullah Genç)

Bir hicran çölüne bıraktın beni
Kalbine girdiğim yolu kopardın
Yaydın üzerime yalan gölgeni
Adını andığı dili kopardın

İçimden boşluğa savruldu külün
Hüznün ateşiyle yandı kakülün
Yıllardır ruhumda öten bülbülün
Her seher konduğu dalı kopardın

Uzattıkça sana boş ellerimi
Birer birer yıktın hayallerimi
Bilmem, ölü müyüm, yoksa diri mi
Saçımdan sn siyah teli kopardın

Gönlümde aşkınla hergün yeşeren
Göğü yıldız yıldız önüme seren
O güzel, bembeyaz gülü kopardın
Aynasında yalnız seni gösteren

ТЫ ОБОРВАЛА ВСЁ (Нурулла Генч)

Ты покинула меня безвозвратно в пустыне разлуки,
И сожгла все мосты на пути к сердцу своему,
Тень своей лжи ты надо мной распростёрла,
Обезмолвив уста, повторявшие имя твоё.

Твои локоны сгорели дотла в огне моей печали,
И пепел моей души развеялся в пустоту…
Ты оборвала ту ветку, на которую каждое утро
Соловей моего сердца годами садился и пел…

Я протягивал к тебе руки в безмолвной надежде,
А ты разрушала мои мечты, все – одну за другой.
Я не знаю, мёртвый я или живой,
Ты вырвала последний мой чёрный волос,
Оставив меня с седой головой.

Ты сорвала ту красивую розу,
Которая каждый день расцветала в моем сердце
Благодаря твоей любви
И простирала предо мной полный звёзд небосвод.
Ту белую-белую розу ты сорвала…

“ELVEDA” DEME BANA (Ercan Demirel)

Karşımda durduğunda,
Gözlerine baktığında içimden bir şeyler kopuyor.
Olmuyor,
Nefesim daralıyor,
Yeminler bozuluyor,
Cin misin peri misin anlamadım.

O güzel gözlerinden alamam gözlerimi,
Gider eski zamana,
Ağlarım yana yana.

Gitme kal be yanımda,
Şurada baş ucumda,
Sana kurban olurum,
“Elveda” deme bana.

Ben seni el üstünde, hatta baş üstünde
Taşırım, merak etme.
“Elveda” deme bana.

НЕ ГОВОРИ “ПРОЩАЙ” (Эрджан Демирель)

Когда ты стоишь напротив меня
И смотришь мне в глаза,
Как будто что-то обрывается
У меня внутри…
Ничего не получается…
Дыхание сбивается…
Клятвы нарушаются…
Кто ты? Демон или фея?
Я так и не понял…

Не могу отвести взгляд
От твоих прекрасных глаз.
Ухожу в прошлое
И горько, безутешно плачу.

Не могу отвести взгляд
От твоих прекрасных глаз.
Ухожу в прошлое
И горько, безутешно плачу.

Не уходи, останься со мной!
Вот здесь, у изголовья!
Ради тебя пожертвую собой.
Только не говори “прощай” мне!

Буду носить тебя на руках,
Исполню все мечты и желания!
Только не говори “прощай” мне,
Только не говори “прощай”!…

Rusçaya çeviren: Olga Maksimenko

çin-imparatoru

Çin imparatorunun mezarında 2150 yıllık çay

Çin Bilimler Akademisi arkeologları, milâttan önce 141 yılında ölen Batı Han Hanedanı’nın dördüncü imparatoru Han Jing’in (kişisel ismi Liu Qi) mezarına gömülen kıymetli eşyaların arasında büyük bir paket içerisinde çay buldu. Bilim insanlarına göre buluş Çin’den başlayarak Anadolu ve Akdeniz aracılığıyla Avrupa’ya kadar uzanan İpek Yolu ile ilgili de ilk bulguları içeriyor.

Bilimsel Raporlar Dergisi’nde yayımlanan araştırmada imparator Han Jing’in çay içmeyi sevdiği için mezarına çay yaprakları konulmasını vasiyet etmiş olabileceği belirtildi. Bilim insanlarına göre buluş Çin’den başlayarak Anadolu ve Akdeniz aracılığıyla Avrupa’ya kadar uzanan İpek Yolu ile ilgili de ilk bulguları içeriyor. İngiliz The Independent gazetesine göre, Han Jing’in mezarında bulunan çay yaprakları, bu bitkiyle ilgili ulaşılan en eski bulgu olma özelliğini taşıyor.

Uluslararası Çin Mirası ve Arkeoloji Merkezi Müdürü Prof. Dorian Fuller, “Bu buluş, modern bilimin antik Çin kültürüyle ilgili bilinmeyen birçok önemli ayrıntıyı ortaya çıkarabileceğini gösteriyor. İmparatorun türbesinde bulunan cismin çay olduğunun belirlenmesiyle birlikte, günümüzün favori içeceklerinden birinin kökeninin antik geleneklere dayandığını öğrenmiş oluyoruz.” diye konuştu.

Akademi üyelerine göre imparatorun mezarında bulunan çay yaprakları, günümüzde üretilen çay yapraklarından çok daha kaliteli.

Kaynaklar: Nature

http://www.aljazeera.com.tr/haber/cin-imparatorunun-mezarinda-2150-yillik-cay

Belgesel: Putin’in mutlak gücü

Mihail Hodorkovskiy, Rusya’nın en büyük şirketlerinden Yukos’un patronuydu, milyarlarca dolara hükmediyordu. Açık topluma ve demokrasiye inanıyor, servetiyle muhalif partileri destekliyor ve Putin’e karşı çıkıyordu. Hodorkovskiy, “vergi kaçırma”, “dolandırıcılık”, “para aklama” gibi suçlamalarla ağır hapis cezalarına mahkûm oldu, şirketine el kondu. “Güç” belgeseli, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in, muhalif sesleri susturmak için nasıl hukuk dışı yöntemlere başvurduğunu gözler önüne seriyor.

Kaynak: http://www.aljazeera.com.tr/belgesel/belgesel-putinin-mutlak-gucu

DSCOVR

NASA’dan “çok renkli” Dünya

Ulusal Havacılık ve Uzay Dairesi (NASA), bir yıl önce başlattığı Derin Uzay’dan İklim Gözlem Evi (Deep Space Climate Observatory) projesinin sonuçlarını paylaştı. Polikromatik (çok renkli) kamerayla her iki saatte bir çekilen Dünya’nın aydınlık yüzünün fotoğrafları yüksek çözünürlükte birleştirildi.

Projenin amacı, bilim insanlarına Dünya’daki bitki örtüsü ve hava hareketleri değişimlerinin daha net bir görüntüsünü sunmak.

Görüntülerle ozon tabakasındaki değişimler de daha yakından takip edilebiliyor.

Gün ışığındaki değişimler ve fotosentez gözlemleri de bu proje kapsamında mercek altına alınıyor.

Kaynaklar: NASA

http://www.aljazeera.com.tr/haber/nasadan-cok-renkli-dunya

kara_kutu

Rusya kara kutuyu canlı yayında açtı

Rusya, Türk hava sahasını ihlâl ettiği için düşürülen uçağının kara kutusunu incelemek üzere davet ettiği ekibin çalışmaya başlamasını canlı yayınladı. İlk bulguların 21 Aralıkta paylaşılacağı açıklandı.

Rusya ordusu, Türk hava sahasını ihlâl ettiği için düşürülen Rus savaş uçağının kara kutusunu incelenmeye başlayacak uzman ekibi tanıtmak ve süreç hakkında bilgi vermek için canlı yayında bir basın toplantısı düzenledi. Rusya, cihazı incelemek için 14 ülkeden uzman davet etti; daveti İngiltere ve Çin kabul etti.

Rusya Hava ve Uzay Kuvvetleri Komutan Yardımcısı Sergey Dronov, uzman ekibinin kara kutu üzerinde çalışmaya başlamasından önce bir basın toplantısı düzenleyerek, cihaza henüz hiçbir müdahale yapılmadığını göstermek istediklerini söyledi. Dronov, “Uçağın Türk hava sahasını ihlâl etmediğine dair kanıtlarımız var.” dedi.

Canlı yayında basın toplantısına büyük bir çanta içerisinde getirilen kutunun üzerindeki seri numarasının uçağınkiyle aynı olduğuna dikkat çeken Rus komutan, kutuyu ardından uzman ekibe teslim etti. Ekip kutuyu yan odada, yine canlı yayında açtı ve ilk bulguların 21 Aralık Pazartesi günü paylaşılacağını söyledi.

Türkiye, 24 Kasım’da 17 saniye boyunca hava sahasını ihlâl eden Rus savaş uçağını düşürdü. Moskova yönetimi, uçağın Suriye üzerinde düşürüldüğünü ve Türkiye’ye hiçbir tehdit teşkil etmediğini belirtti.

ABD ve sivil gözlemciler Rus uçağının Türk hava sahasını ihlâl ettiğini doğrularken, Suriye ve İran ihlâlin gerçekleşmediğini savundu.

Kaynak: http://www.aljazeera.com.tr/haber/rusya-karakutuyu-canli-yayinda-acti