mosque

Yaşadığımız dünyadan ilginç kareler – 6

Your ads will be inserted here by

Easy Plugin for AdSense.

Please go to the plugin admin page to
Paste your ad code OR
Suppress this ad slot.

Auburn Gelibolu Camisi. Sidney, Avusturalya

Burgaz şehir merkezi, Bulgaristan

Tarih Müzesi’nin bahçesinde çok şeyler anlatan bir taş: “Ya Hafiz”

Birleşik Arap Emirlikleri’nin başkenti Abu Dhabi’de bulunan Şeyh Zayed Camii, dünyadaki en görkemli camilerden biri sayılmaktadır.

Suudi Krallığı’nın doğduğu kent Diriyah ve UNESCO Dünya Miras Listesi’ne kayıtlı olan tarihi semt Turaif

Your ads will be inserted here by

Easy Plugin for AdSense.

Please go to the plugin admin page to
Paste your ad code OR
Suppress this ad slot.

Suudi Arabistan’ın ilk başkenti olan Diriyah, Vehhâbilik mezhebinin fikir babası ve İlk Suudi Devleti’nin iki kurucusundan biri Muhammed bin Abdülvahhab’in (1703-1792) dünyaya geldiği kent olarak tanınır.

Suudi Arabistan’ın günümüzdeki başkenti Riyad ve 267 metrelik Al-Faisaliah Merkezi

Bakü şehri ile Hazar Denizi’nin uçaktan görüntüsü

Dünyanın en kapalı ülkesi olarak tanınan Kuzey Kore’de belki de en sorunsuz alan trafik. Çünkü ülkede otomobil sayısı yok denecek kadar az. Otomobil satışı yok. Sabah saat 7’de siren ve ardından ‘Enternasyonal’ marşıyla uykudan uyanan vatandaşlar işe ya bir kızıl bayrak eşliğinde yürüyerek gidiyor ya da troleybüse binmek için upuzun kuyruklarda bekliyor.

Olga Maksimenko

waves

Yaşadığımız dünyadan ilginç kareler – 5

Your ads will be inserted here by

Easy Plugin for AdSense.

Please go to the plugin admin page to
Paste your ad code OR
Suppress this ad slot.

Renk körü olan bir Avustralyalı fotoğraf sanatçısı Ray Collins, devasa dalgalarının oluşumunu böyle görüntüledi.

Rusya, Kamçatka Yarımadası

Mutnovskiy Yanardağı’nın altında bulunan devasa buzluk mağarası

Dünyanın en büyük mağarası olarak kabul edilen Son Doong Mağarası (Vietnam)

Resim, mağaranın tam çıkışında çekilmiştir.

Grönland

Buzulların içinde sıkışmış olmasına rağmen şırıl şırıl akan masmavi bir nehir

Çin’in Shandong eyaletinin doğusundaki Qingdao kenti yoğun bir sisle kaplanmış durumda

Odessa’nın havadan görüntüsü

Filipinler’in başkenti Manila’da gün batımı manzarası

Olga Maksimenko

kuril_adalari

Yaşadığımız dünyadan ilginç kareler – 4

Kuril Adaları, Rusya. İnanmak zor gelebilir ama bu narin çiçekler Pasifik Okyanusu’nun neredeyse tam kenarında yetişmiş!

Başını güneşe doğru çevirmekten sıkılan bir ayçiçeği

Ne derseniz deyin, hayatta en önemli şey dengedir!

Eş zamanlılık dediğimiz bu olsa gerek….

İstanbul’da yağmur sonrası büyüleyici manzara…

Ukrayna’nın kuzeybatısındaki Lutsk kenti yakınlarında üç dişli mızrak şeklinde oluşmuş bu küçük bulut, devletimizin resmi armasını andırıyor.

Çanakkale Zaferi’nin 100. yıl dönümü dolayısıyla Gelibolu Yarımadası’ndaki anıt ve çevresindeki şehitliklere 40 bin çiçek dikildi (Görsel ve bilgi: TRT Avaz).

Olga Maksimenko

yalnizlik

Yaşadığımız dünyadan ilginç kareler – 3

Bembeyaza boyanmış yalnızlık…

Karın bembeyaz güzelliği kadar kar tanelerinin her biri de kendi içinde birer mucize.

ABD’de Michigan Gölü kenarında buzla kaplı bir deniz feneri.

Böylesine gerçeküstü bir görüntü ancak kış mevsiminde oluşabilir!

Avrupa Uzay Ajansına (ESA) ait Rosetta uzay aracının takip ettiği kuyruklu yıldız Çuri (67P/Çuryumov-Gerasimenko isminin kısa hâli), Güneş’e en yakın noktaya ulaşmış durumda.

Taç yaprakları suya temas edince saydam olan çiçek (Diphylleia grayi)

Bayağı çulha kuşu

Tamamen bulutsuz, cam kadar şeffaf, masmavi bir gökyüzü, saf beyaz bir ışık ile parlayan günes… Hem sararmış, hem kızarmış, hem de henüz yeşilliğini yitirmemiş yapraklardan oluşan rengârenk bir örtü… İnanılmaz bir manzara… Bir de rüzgâr esmeseydi zamanın durduğu düşünülebilirdi…. İşte bir sonbahar mevsimi daha… Nefes kesecek kadar güzel, yürek sızlatacak kadar hüzünlü…

Olga Maksimenko

sunrise

Yaşadığımız dünyadan ilginç kareler – 2

Lâle çiçeklerinden yapılmış Ukrayna haritası

Japonya, Tokyo, “Nippon Budokan” kapalı stadyumu

İkinci Dünya Savaşı’nın sona ermesinin 70 yıl dönümü dolayısıyla düzenlenen anma töreni

İngiltere’deki Birmingham Üniversitesi’nin kütüphanesinde tesadüfen bulunan dünyanın en eski Kur’ân-i Kerim’inden bölümler

Gemi görünümlü kaya

Sonbaharla kış karşı karşıya…

Su, ticarî bir mal değil; mirasımızın bir parçasıdır.

Nevruz Bayramı’ndan önceki son dört çarşambaya Azeri kültüründe ayrı bir önem verilir. Nevruz yaratılışın aşamalarını simgeleyen dört ögeyle (su, ateş, rüzgâr ve toprak) ilgili kutlama geleneklerini içerir. Su Çarşambası, Sular Navruzu ve ezel Çarşamba da olarak bilinmektedir. Su Çarşambası’nda su havzalarında düzenleme çalışmaları yapılır, su kaynakları ve kuyular temizlenir. Henüz gün doğmadan tüm insanlar su kıyılarına veya kuyulara, çeşmelere gider. Önce elini yüzünü yıkar, sonra su üstünden atlar, birbirlerinin üzerine su serper. O gün sudan geçenlerin yıl boyunca hastalığa yakalanmayacağına inanılır.

Olga Maksimenko

photo

Yaşadığımız dünyadan ilginç kareler – 1

Baltik Denizi’nde gün doğumu

Kuzey Atlantik’te İskoçya ile İzlanda arasında yer alan Faroe Adaları’ndaki eski ahşap evler

Bu evlerin ilk olarak göze çarpan özelliği, çatılarının bitkilendirilmiş olması.

Dünyanın en sert maddesi ve en değerli taşlarından biri olan elmas, yer kabuğunun 150-200 kilometre kadar altındaki “manto” katmanında oluşmuş ve yer yüzeyine volkanik patlamalar sonucu ulaşmıştır. Mevcut bilgilere göre, en genç elmaslar 800 milyon, en yaşlılarıysa 3,5 milyar yıl önce meydana gelmiştir.

Odessa – Nikolayev karayolu

Yoğun kar yağışı ve tipi yüzünden göz gözü görmez oldu…

Doğu Sibirya’nın incisi denilen Baykal Gölü’nün kışın donmuş hâli

Magdeburg, Doğu Almanya

Elbe Nehri üzerinden geçen su köprüsü

Kuzey Denizi ile Baltik Denizi’nin birbirine kavuştuğu ama karışmadığı yer

Olga Maksimenko

kadin_emegi

Kadınların iş gücüne katılım oranı ve maaşları

Kadınların iş gücüne katılım oranı %31, erkeklerden %20 az maaş alıyorlar!

En fazla kadının istihdam edildiği tarım sektöründe kadınlar genellikle ücretsiz aile işçisi olarak çalıştırılıyor.

Kadınlar iş gücüne katılım oranının sadece yüzde 31,2 olduğu Türkiye’de kayıt dışı çalışmanın yanı sıra erkeklerle aynı işi yaptığı hâlde çok daha az ücret almak zorundalar. Türkiye İstatistik Kurumu’nun verilerine göre Türkiye’de profesyonel meslek mezunları kadın ve erkekler arasındaki cinsiyete dayalı ücret farkı yüzde 20. En fazla kadının istihdam edildiği tarım sektöründe ise kadınlar genellikle ücretsiz aile işçisi olarak çalıştırıldığından cinsiyete dayalı ücret farkı hesaplanamıyor.

Radikal gazetesinden Şebnem Turan‘ın haberine göre, Türkiye’de toplam kadın istihdamı 7 milyon 820 bin. Bu kadınların 2.1 milyonu tarımda çalışıyor. Tarımda çalışanların çoğu ücretsiz aile işçisi olduğundan diğer meslek gruplarındaki cinsiyet ayrımı dikkat çekici hâle geliyor. 1 milyon 23 bin kadının çalıştığı profesyonel meslek gruplarında yıllık ortalama kazanç 27 bin 861 lira. Aynı işi yapan 1 milyon 301 bin erkek ise kadınların yüzde 20 daha fazlası olan 34 bin 520 lira kazanıyor. Nitelik gerektirmeyen işlerde çalışan 1 milyon 467 bin kadın yıllık 10 bin 713 bin lira alıyor. 2 milyon 89 bin erkek meslektaşı evine 12 bin 449 lira götürüyor. Bu gruptaki ayrımcılığın oranı yüzde 14. Sanatkârlar ve ilgili işlerde çalışan 464 bin kadın yılda 13 bin lirayı zor kazanırken aynı işi yapan 3 milyon 289 bin erkeğin eline yılda 15.5 bin lira geçiyor. Ayrımcılık oranı yüzde 16,6. En fazla ayrımcılık ise yüzde 24,1 ile tesis ve makine operatörleri ile montajcılar meslek grubunda. Kadınların daha güç yapabileceği meslek grubu diye baştan ayrımcılık yaratılan grupta 269 bin kadın yılda 10.5 bin lira alıyor. Sayıları 2.1 milyonu bulan erkek meslektaşlarının yıllık kazancı ise 13.8 bin lira.

Hizmet sektöründe çalışan 1 milyon 293 bin kadın biraz daha şanslı. Bu meslek grubunda erkeklerden sadece yüzde 7,4 daha az ücret alıyorlar!

Eğitimle de değişmiyor

TÜİK verilerine göre sadece bir meslek grubu var ki kadınlar erkeklerden daha yüksek ücret alabiliyor. 184 bin kadının istihdam edildiği yöneticiler grubunda kadınlar yılda 46.2 bin lira ücret alırken 1.1 milyon erkek yöneticinin ortalama kazancı 43 bin lira. Burada erkeklere yönelik cinsiyet ayrımcılığı oranı yüzde 7,3. Ancak 7 milyon kadın istihdamında yöneticilik grubu oldukça az bir yer tutuyor.

Her eğitim grubunda kadınların cinsiyete dayalı ücret farkı yüzde 15’i aşıyor. İstihdam edilen lise veya ortaokul mezunu 3.9 milyon kadın 10 bin 470 lira alırken aynı eğitim durumuna rağmen istihdamda bulunan 10.5 milyon erkek 12.5 bin liralık yıllık kazanca imza atıyor. Bu eğitim grubunda cinsiyete dayalı ücret ayrımcılığının oranı yüzde 16,7.

Lise mezunu ve çalışan 665 bin kadın yıllık 13.9 bin lira alırken 1.9 milyon erkek 15.5 bin lirayı evine götürüp kadın meslektaşından yüzde 10 daha fazla kazanıyor. Meslek lisesi mezunu olan 551 bin kadın 15.6 bin liralık yıllık kazancıyla 2 milyon erkek meslektaşından yüzde 19,5 daha az parayı almak zorunda kalıyor. En fazla kadın istihdamının olduğu eğitim grubu yüksek okul mezunu kadınlar. 1 milyon 766 bin yüksekokul mezunu kadın, istihdam edilen 3 milyon 42 bin erkekten yüzde 16,1 daha az parayla yetinmek durumunda. Çünkü yüksekokul mezunu kadınlar yılda 28.1 bin lira kazanabilirken yüksekokul mezunu erkekler 33.5 bin lira alabiliyor.

Kaynak: T24

www.dunyalilar.org

19-04

Bağımsızlık sonrası Ukrayna’nın sınıfsal yapısındaki değişimler

19 Nisan 2016 tarihinde Ukrayna Ulusal Bilimler Akademisine (NASU) bağlı Sosyoloji Enstitüsü ve Ukrayna Sosyoloji Derneği (SAU) iş birliğiyle “Ukrayna’da toplumsal sınıflar: temel ve uygulamalı araştırmaların ana çizgileri” konulu konferans düzenlendi.

Etkinliğe konuşmacı olarak katılanlar aşağıdaki konulara odaklanan sunumlar yaptı:

– “Ukrayna toplum bilimdeki sınıfsal çözümleme: (Yeniden) kurumsallaşma çabaları” (Dr. Yelena Simonçuk)

– “Sovyet rejimi sırasındaki toplumun yapısının bozulması” (Dr. Stanislav Kulçitskiy)

– “Ukrayna ve Türkiye’de orta sınıfın karşılaştırmalı profili” (Olga Maksimenko)

– “Bugünkü Ukrayna’da işçi sınıfının durumu” (Dr.Tatyana Petruşina)

Olga Maksimenko

Ukrayna Ulusal Bilimler Akademisi Sosyoloji Enstitüsü

novruz_xoncasi

New Day, New Year, New Hopes…

Nowruz (literally “new day” in Persian) is widely celebrated in a number of Muslim countries, such as Iran, Azerbaijan, Afghanistan, Uzbekistan and other regions of Central Asia, although this holiday is not of Islamic origin. In fact, it is the festival of vernal equinox usually falling on the 20th or 21st March. According to an ancient solar calendar, the March equinox signifies the beginning of the year.

Nowruz Festival symbolises people’s worship of natural forces. It has an old and rich history dating back to ancient times. The first recorded Nowruz celebration was in 505 B.C. There are different versions of Nowruz origin, and the most common one is related to Zoroastrianism (the ancient, pre-Islamic religion of Persia and Central Asia). Many festival attributes confirm this hypothesis.

For example, it is still the custom to make ritual fires, to fire torches and candles (Zoroastrians were fire-worshippers and believed in fire as the life force), to paint eggs (as a symbol of new life), to germinate wheat and burley grains and to put them on the holiday table with various sweets. Nowruz has also absorbed some pagan traditions, chiromancy in particular. And one cannot imagine it, as any other holiday, without music, dances, people’s festive gatherings, games, competitions and fireworks.

In Azerbaijan Nowruz Festival (Novruz Bayramı) is celebrated during several days (it was previously celebrated during 13 days). And people begin to prepare for it a month before. Each of four pre-holiday weeks (to be more precise, each Tuesday*) is dedicated to one of four elements — the earth, water, fire and air (wind).

The first Tuesday is the Day of Water (Su Çərşənbəsi). It falls for the last week of February. Snow begins thawing then on the slopes, water from melted snow run to low-lying lands, hurrying to rivers. Water carries life. That day at a sunrise people used to go to river or spring, washed, sprinkled each other. Water, after a sun ray has glided over it, is considered (according to the ancient belief) renewed and sacred, and desires of a person, who has taken a bath in it, are to come true. The latter resembles the Epiphany bathing.

Next Tuesday is the Day of Fire (Od Çərşənbəsi). Fire presents the earth with warmth, melts the ice cover, which has bound it. This evening candles are lighted in houses (their quantity should be equal to the number of family members), and a fire is made in the street. The third Tuesday (Torpaq Çərşənbəsi) is dedicated to the Earth — Earth-mother, Earth-bread-winner. The nature begins to revive — first tender grass begins shooting. People soak the wheat grain for the future holiday table, saying: “Semeni, take care of me, I will grow you yearly!” (“Səməni, saxla məni, ildə göyərdərəm səni!”). Germinating wheat (semeni) is a symbol of welfare, sacred bread. The fourth and the last Tuesday is the Day of Wind, Windflow (Yel Çərşənbəsi)… A soft spring wind caresses the earth, sways bushes, wakes up trees from the winter dream, opens buds. This day was considered the most important one among all four days. Numerous ceremonies and rituals, in particular various chiromancies, were dedicated to just this day.

There was too interesting guessing by ear, when guys and girls came to their neighbours’ doors to overhear their talks, and tried to guess whether their desire will come true. Besides, it was forbidden to quarrel and swear at each other during the last Tuesday, because those who went to guess could hear these words, and it is not difficult to imagine what negative and sometimes destructive sense could they acquire. Fortunately, this custom has been remained till our days: any quarrels, arguments, and especially swears or curses are inadmissible in the days of Novruz. As to offences, one should forget and forgive them.

In the evening of the last Tuesday people also make the street fires as a symbol of purification. According to belief, everybody had to jump over fire (like Slavs at Kupala night), saying: “All my troubles to you, and your joys to me”. One cannot put out fire with water: only when fire dies out, guys and girls have to gather ashes and pour it out as far as possible. That means that confusions of people, who have jumped over fire, have gone and will never return.

The last night before Nowruz all family members sprinkle each other with water to wash out all the troubles of the old year. This holiday is celebrated at home. Light would shine all night long, since fire which has died bodes misfortune. There is a holiday tray (honcha) on the table with a plate full of sprouting wheat, candles (their quantity is equal to the number of family members) bright painted eggs (resembling the Easter painted eggs), sweets (sheker-bura, pakhlava, sheker churek).

According to tradition, there would be seven meals on the table, which names begin with “s”, for example: semelek (a meal of wheat sprouts), sebzi (parsley greenery), sudzhuk (congealed syrup with nut filling). There is also a mirror with a painted egg on it on the table. This symbolises the end of the old year and a coming new year. People greet each other, wish health and longevity, comfort and family happiness.

Nowruz is one of the most beautiful and old holidays with a lot of various rites and traditions. That is a holiday which was and will always remain a spiritual wealth of many nations.

* In Azerbaijan all holiday Tuesdays are called çərşənbə, though çərşənbə is not Tuesday but Wednesday. Tuesday is çərşənbə axşamı.

Olga Maksimenko

taras-shevchenko

“Kobzar”, büyük şairimizin isyancı ruhunun en parlak tecellisi

“. . . ayağa kalkın,
Zincirleri kırın
Ve zalim düşmanın kanıyla
Özgürlüğe varın!

(Taras Şevçenko, “Vasiyet”)

Ukrayna milletinin en şanlı evlâtlarından biri olan, Ukrayna halkının vatanperverlik ruhu, özgürlük mücadelesi, manevȋ ve siyasȋ uyanışını en parlak şekilde simgeleyen, başta “Kobzar” olmak üzere* diğer sanar eserleriyle adını tarihe yazdıran Taras Şevçenko, bugün dünyaya gelişinin 202. yılı dolayısıyla yâd ediliyor. Ukrayna edebȋ dilinin kurucusu olarak nitelendirilen Şevçenko, gerek ulusal gerekse evrensel kültüre yapmış olduğu katkılarla Yunus Emre ve Mevlânâ Celâleddîn-î Rûmî gibi dehalarla birlikte aynı sırada yer almaktadır. Yani, Türk milleti için Mevlânâ’nın Mesnevî’si neyse Ukrayna milleti için Şevçenko’nun Kobzar’ı da odur. Fakat dünyaca ünlü şair olarak tanınan Taras Şevçenko, asıl kimliğini yanından hiç ayrılmayan ilham perisinden ziyade yaşam boyu sahip olduğu isyancı ruhuna borçludur.

Çocukluk ve gençlik yıllarını toprak kölesi olarak yaşamış olan şairin iç dünyası, günümüzdeki insanların hayatta kalamayacağı kadar ağır koşullarda oluşmuş ve olgunlaşmıştır. Tabiî bu nedenle onun gibi yoksul ve bahtsızların ömür boyu çektiği acı va sıkıntıları yazıya dökmeden edemedi. Fakat asırlarca ezilen köylülerin yaşantısını tarif etmekle yetinmedi. Tüm kalbiyle sevdiği ve akıbetini merak ettiği halka kendisine yapılan her türlü şiddet, baskı, zulüm ve haksızlığa karşı çıkarak otokrasi düzenini yıkması, böylece omuzlarındaki boyundurluktan kurtulması ve özgürlük mücadelesini zafer kazanana dek sürdürmesi çağrısında bulunuyordu:

… Tanrı’nın unutmadığı
Yüce kahramanlar!
Savaşın, yeneceksiniz,
Tanrı sizin destekçiniz!
Sizinle hakikat, şan ve şeref
Ve kutsal özgürlük!

(Taras Şevçenko, “Kafkaz”. Türkçeye çeviren: Tudora Arnaut.)

Ne zulme katlanın ne de o zulümden sizi kurtaracak birilerini bekleyin. Çünkü içinde bulunduğunuz durumdan sizi kurtarabilecek birileri varsa, o da sizin kendilerinizdir. Ayaklarınızdaki prangalardan bir an önce kurtulun. Sizi ezen her şeyi mutlaka kaldırın ki, özgürce yaşamanın tadını çıkarabilesiniz.

Galiba, Ukrayna halkını kölelik uykusundan uyandırmaya çalışan Kobzar’ın asıl söylemek istediği buydu…

Ukrayna edebiyatının diğer bir klasik yazarı İvan Franko, Kobzar’ı şu sözlerle nitelendirmiştir: “O, köylü bir ailenin oğluydu ama daha sonra zihin ve ruhların hükümdarı olmayı başardı. O, köleydi ama daha sonra insanlık kültürünün devi oldu”.

Şevçenko’ya nam kazandıran “Kobzar” adlı şiir kitabı, bundan neredeyse iki yüzyıl önce yayınlanmış olmasına rağmen bugüne kadar güncelliğini yitirmemiştir.

* Kobzar: 1. Kobza adlı müzik aleti eşliğinde kendi eserlerini veya Hz. İsa’nın hayatı hakkındaki ilâhileri söyleyen Ukrayna halk sanatçısı. Kobzarların çoğu doğuştan kördü. Kobza, dört veya daha fazla çift teli olan, kısa saplı bir çalgı. Adını Türklerin ata çalgısı olduğu iddia edilen kopuzdan almıştır.

2. Ukrayna ulusal şairi Taras Şevçenko imzalı şiir kitabı. İlk kez 1840 yılında Sankt Peterburg’da yayınlanmıştır.

3. Şairin dünya edebiyatında anıldığı lâkap.

Olga Maksimenko